Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Kıymetli dostlar! Dua, Rabb’imizle konuşmak, derdimizi, halimizi bizzat ona arz etmektir. Bu ne büyük bir devlettir, ne büyük bir nimettir.

        Düşünün; Allah’ın (CC), âlemlerin Rabb’inin kapısını her başınız dara düştüğünde, randevu almadan, iki saat kapıda sizden önceki misafirlerin çıkmasını beklemeden çalabiliyorsunuz. Bundan büyük devlet olabilir mi?

        Üstelik, her seferinde “Yine mi sen?” denilmiyor. “Ne iyi ettin de yine geldin...” diye farklı ihsan ve ikramlarla karşılanıyorsunuz. Allah (CC) aşkına dostlar, bunu bildikten sonra insana istediği verilmiş verilmemiş ne fark eder. Kaldı ki “Allah Teâlâ duaları kabul eder, fakat siz Âdemoğlu acele edip, ‘Allah (CC) duamı kabul etmedi’ dersiniz de duayı bırakırsınız” buyuruyor Efendimiz (SAS). Yani duada tâbiri câizse biraz ısrarcı olmak gerekiyor. Çünkü bazen Allah Teâlâ, kulunun isteyişinden o kadar hoşlanırmış ki, sırf o isteyiş hali sürsün diye biraz geciktirebilirmiş duasının kabulünü.

        Duayla ilgili bilmemiz gereken şeylerden bir tanesi de, dua ederken kabul olacağını umarak değil, buna kesin bir şekilde inanarak dua etmektir. Bunu da bizzat Efendimiz (SAS) bizlere talim ettiriyor ve “Yanık bir kalple dua edin, gafletle edilen dua kabul olunmaz” buyuruyor. Dua hakkında bilmemiz gereken ve kabulünün bir anlamda ön şartı diyebileceğimiz çok önemli bir şey var ki, Efendimiz (SAS) onu da bizlere haber veriyor: Duanın başında edilen hamd ve salât ü selâm.

        Sevgili dostlar! Eskiden olsa bunu izah etmek biraz zor olurdu ama günümüz insanına, bu hamd ve salât ü selâm şartını anlatmak çok daha kolay. Hamd ve salât ü selâm, bir kapıyı açmak için kullandığımız anahtar gibidir. Günümüzde hemen herkesin, ihtiyacı olsun olmasın bir mail adresi var. Mail atmak için ne yapılıyor? Önce internet tarayıcısı açılıyor, sonra kullanıcı adı ve şifre giriliyor, sonra yazılıyor ne yazılacaksa. Kural bu, ancak buna uyunca o internet sayfası açılıyor.

        İşte aynı bunun gibi, kul namazını kılıyor, ellerini semaya açıyor, önce hamd ederek Rabb’ini bildiğini, O’ndan (CC) razı olduğunu, O’na (CC) müteşekkir olduğunu arz ediyor. Sonra kavuşturulduğu İslam nimetini kendisine getiren Efendimiz’e (SAS), evladına, ezvacına, ashabına, uşşakına salatü selam ediyor. Ondan sonra sayfa açılıyor. Hamd ve salatü selamdan sonra “Ne dileyecekse dilesin Rabb’inden...” buyuruyor Efendimiz (SAS).

        Bu; Allah Teâlâ’dan bir şey istemenin ön şartıdır. Tabii ki tek başına duayı kabul ettirir demek doğru olmaz. Ancak hamd ve salat olmadan edilen duanın eksik kaldığını, Allah’ın (CC) katına yükselemediğini yine bizzat Efendimiz (SAS) bizlere haber vermektedir.

        Kıymetli dostlar! Efendimiz (SAS) duanın kabul şartlarıyla ilgili olarak ümmetini bilgilendirmiş, vaktinden, duayı eden kişisine, dua ederken yapılacaklara, içinde bulunulması gereken ruh haline kadar birçok konuyu bizlere haber vermiştir.

        DUALARIN KABUL OLACAĞI YERLER VE VAKİTLER

        Duanın kabul olacağı vakitler olarak Peygamber Efendimiz (SAS) farklı hadislerinde farklı vakitleri işaret buyurmuştur. Farz namazlardan sonra, ezan ile kamet arasındaki vakitte, gecenin son üçte birinde, yağmur yağarken, Kâbe ilk görüldüğünde, Recep ayının ilk gecesinde, arefe günlerinde, Cuma günü ve gecelerinde, zemzem içilirken, iftar vakitlerinde, secdede, kandil gecelerinde, tavafta, Arafat’ta, Mina’da, Müzdelife’de, Safa ve Merve tepelerinde, Mescid-i Nebevi’de, Mescid-i Aksa’da, salihlerin kabirleri başında samimiyetle yapılan duaların kabul olunacağını Efendimiz (SAS) müjdelemiştir.

        DUASI GERİ ÇEVRİLMEYECEK KİŞİLER

        Peygamberlerin ümmetlerine duaları, evliyaullahın duaları, anne, babanın evladına duası, misafirin ev sahibine duası, mazlumun zalime bedduası, hastanın duası, müminin mümin kardeşine yaptığı dua, hocanın talebesine duası, dönünceye kadar hacının duası, salih âlimin, adil idarecinin halkına yaptığı duası, salih evladın ana babasına yaptığı dua ve saçı ağarmış ihtiyarın dualarının da reddolunmayacağını Efendimiz’in (SAS) hadis-i şeriflerinden öğreniyoruz.

        SORDUM ÖĞRENDİM

        - Ramazan’da dağıtılan yemekler zekât/fitre yerine geçer mi?

        Belediye, dernek veya vakıflarca hazırlanıp ikram edilen iftar yemeklerinden, zekât ihtiyacı olmayanlar da yedikleri için bunlar zekât yerine geçmez. Ancak hazırlanan yemekler zekât niyetiyle yoksulların evine gönderilir veya kendilerine verilirse zekât olur.

        - Kayınvalide ve kayınpedere zekât ve fitre verilebilir mi?

        Fakir olan kayınvalide ve kayınpedere zekât verilebilir. Çünkü bunlar ile zekâtı veren kişi arasında usul ve füru ilişkisi olmadığı gibi, zekât veren şahıs bunlara bakmakla yükümlü de değildir.

        - Emlakçıların alıp sattıkları daireler için zekât verilmesi gerekir mi?

        Emlakçıların ticari amaçlı alıp sattıkları daireler zekâta tabidir. Bu dairelerin borçları çıktıktan sonra piyasa değeri nisap miktarına ulaşmış ve üzerinden bir yıl geçmiş ise zekâtının verilmesi gerekir.

        - Kadınların ziynet eşyaları ve takıları için zekât verilmesi gerekir mi?

        Bütün takılar toplanıp hesaplanır, 80 gramı geçerse zekâtının verilmesi gerekir.

        - Zekât veya sadaka-i fıtır, cami inşaatı için verilebilir mi?

        Zekâtın ve fıtır sadakasının geçerlilik şartlarından biri de temliktir. Temlik, bir malı, mal edinmeye ehil bir kişinin mülküne geçirmektir. Cami, okul, köprü, yol vb. yerlere temlik söz konusu olmadığından, buralara zekât ve fıtır sadakası sarf edilemez.

        MESNEVİ'DEN

        Yılancının biri, başka bir yılancıdan yılan çaldı. Ahmak adam bu yaptığıyla kâra geçtiğini zannedip sevindi. Halbuki çaldığı yılanın sahibi başına belâ olacak zehirli bir yılandan kurtulmuştu.

        Çaldığı yılan o adamı zehirledi ve adam inleye inleye öldü. Hırsızı aramaya koyulan yılancı adam yolda hırsıza rastladı. Yılanın ısırmasından zehirlenip öldüğünü görünce şöyle dedi:

        “Bizim yılan adamı temizlemiş. Bu hırsızın hâlini görünceye kadar hırsızı bulup yılanı ondan almak istiyordum. Yılancıyı bulabilmek ve yılanı geri alabilmek için duâ edip duruyordum. Allah’a (CC) şükürler olsun ki duâm kabul olmamış. Yılanımın çalınmasından zarar edeceğimi düşünüyordum, halbuki onun çalınmasıyla canımı kurtarmışım.”

        Nice duâlar vardır ki duâ edenin helâk olmasına sebep olacaktır. Böyle duâların kabul olmamasının sebebi, âlemlerin Rabb’i olan Allah Teâlâ Hazretleri’nin merhametidir.

        AYET-İ KERİME

        Allah (CC) birbirinden gelme bir nesil olarak Âdem’i (AS), Nuh’u (AS), İbrâhim ailesi ile İmrân ailesini seçkin kıldı. Allah (CC) işiten ve bilendir. İmrân’ın karısı şöyle demişti: “Rabb’im! Karnımdakini azatlı bir kul olarak sırf sana adadım. Adağımı kabul buyur. Şüphesiz (niyazımı) hakkıyla işiten ve (niyetimi) bilen sensin.” Onu doğurunca, Allah, ne doğurduğunu daha iyi bilirken “Rabb’im! Ben onu kız doğurdum. Oysa erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Kovulmuş şeytana karşı onu ve soyunu senin korumanı diliyorum” dedi. Rabb’i Meryem’e hüsn-i kabul gösterdi; onu güzel bir surette yetiştirdi. Zekeriyya’yı da onun bakımı ile görevlendirdi. Zekeriyya, onun bulunduğu mihraba her girişinde orada bir rızık bulur ve “Ey Meryem, bu sana nereden geliyor?” der; o da “Bu; Allah (CC) tarafındandır. Allah (CC) dilediğine sayısız rızık verir” derdi.

        (Âl-i İmrân 33-37)

        HADİS-İ ŞERİF

        Merhum Şeyh Sadûk, muteber bir senet ile İmam Rıza’dan, o da babalarından, onlar da Hazret-i Ali’den (RA) şöyle rivâyet etmişlerdir:

        Resûlullah (SAS) bir gün bize hutbe okuyarak şöyle buyurdu:

        “Ey insanlar! Allah’ın (CC) ayı bereket, rahmet ve mağfiret ile size doğru gelmekte; öyle bir ay ki Allah (CC) katında en üstün aydır. Onun günleri en faziletli günler, geceleri en faziletli geceler ve saatleri en faziletli saatlerdir. Bu ayda siz, Allah’ın (CC) ziyafetine davet edilmiş ve Allah’ın (CC) değer verdiği kimselerden sayılmışsınız. Nefesleriniz bu ayda tesbih (zikir) ve uykunuz ibâdet sayılır. Amelleriniz kabul olur ve dualarınıza icabet edilir. O hâlde doğru niyetler ve temiz kalplerle Allah’tan (CC) isteyin ki sizi bu ayın orucunu tutmaya ve kendi kitabını (Kur’ân’ı) okumaya muvaffak eylesin. Zira hiç şüphesiz gerçek bedbaht (kimseler), bu yüce ayda Allah’ın (CC) mağfiretinden mahrum kalan kimselerdir.”

        Diğer Yazılar