Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        TÜRKİYE, Zeytin Dalı Operasyonu’na başlamadan önce de başladıktan sonra da epey kötü senaryo söz konusuydu. En iyimser analizlerde bile bir tedirginlik havası vardı. Sivil kayıpların yükselebileceği ihtimaliyle endişelenmek, hassasiyet vurgusu yapmak insan olmanın gereğiydi. Suriye’de yedi yıldır zulüm fırtınası estirenlerin arasına TSK’nın katılmayacağından emin olmakla biliyorduk ki bu bir savaş haliydi neticede. Sivillere yönelik hassasiyet elden bırakılırsa ipin ucu kaçabilir, işler istenmeyen bir yöne sapabilirdi.

        Neyse ki TSK da zaten bu hassasiyetlere göre davranıyordu. Bu sayede Türkiye’nin ordusu ne Suriye’ye işgal için giren Rusya’nın, ne sömürmek için müdahil olan Amerika’nın, ne de mezhepçilikle kılıflanmış emperyalizm hevesiyle ülkeyi kan gölüne çeviren İran’ın askeri gibi davrandı.

        Afrin kolay bir sınav değildi. Yoldan çıkarmaya yönelik tahriklerin, propagandaların bininin bir para olduğu günlerden geçildi. Operasyonun beklenenden yavaş ilerlediğinden bahisle Batı ve Rus basınında, “Türk askeri idmansız çıktı”, “ÖSO gönülsüz savaşıyor”, “Türkiye, Ortadoğu bataklığına saplanıyor” minvalinde pek çok manşet atıldı. Manşetlerdeki hesap Türkiye’nin önce bu tahriklerle hiddetlenmesi, sonra da onlara benzemesiydi. Öyle olursa, Afrin Halep’e, Rakka’ya benzeyecekti. Bundan sonrasıysa çok daha kolaydı. Tüm dünyada, “TSK girdiği yerde taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmadı” propagandası başlayacak, operasyon diplomatik hamlelerle durdurulacak, Türkiye kaosa sürüklenecekti. Ankara başını kaldırıp etrafında olup bitene müdahale etmeyi bir daha aklının ucundan bile geçiremeyecekti. 15 Temmuz bizim bitirdiğimiz yerden değil, onların ve maşalarının bırakmak zorunda kaldıkları yerden devam edecekti...

        TSK oyunun farkındaydı. Gereksiz hızdan kaçındı. Dikkatli ve sivillere yönelik hassasiyeti önceleyen kendinden emin adımlarla ilerledi. Evet operasyon beklenenden gecikmeli ulaştı Afrin kent merkezine, ama bu temkinli ilerleyiş sayesinde onların istedikleri senaryolar da yaşanmadı.

        Bundan sonra ne mi olacak? Türkiye karşıtı yüz yıllık tuzaklar Afrin’le birlikte bitmeyecek elbette. Afrin, Türkiye için yüzyıllık bölgesel pasifizmden çıkışın dönüm noktası. Bu zafer bölge halklarına bugüne kadar sömürü, ölüm ve zulüm faturaları çıkarmış küresel emperyalistler için sonun başlangıcı olacak.

        ÜÇÜNCÜ YOL FORMÜLÜ

        PKK’nın 300’ü aşkın propaganda aracıyla tek başına gayet başarılı bir mücadele yapan TRT Kurdi’nin Genel Koordinatörü Mustafa Ekici, Star Gazetesi’nde yayınlanan yazısında şunları söylüyor: “100 yıldır uzak kaldığımız Suriye Kürtleri ile aracılar olmadan, Batı ile iltisaklı hale gelmiş, halkta da güven bırakmamış siyasi parti ve şahsiyetleri bir kenara koyarak, ru be ru çalışmanın, ortaklaşmanın yollarını bulmalıyız. Afrin operasyonu Suriye Kürtleri, Arap ve Türkmenleri PYD/PKK’dan ve emperyalist planlardan kurtarmak adına ciddi bir adım şüphesiz ama en az bunun kadar ciddi olan bu bölgeyi ve insanları Esed diktasından da kurtarmaktır.”

        Ekici sunduğu önemli formülle Türkiye’nin tüm Suriyelilerle birlikte Esad’sız ve PYD’siz bir Suriye formülünü, yani 3’üncü yolu çizmesini öneriyor. Niyeti başından beri kötü olan uluslararası aktörleri ve onların maşalarını bu yola getirmek kolay olmayacak elbette. Ancak yeniden yan yana geldiğimiz Suriyelilerle aramızdaki köprünün ayaklarının Afrin’den başlayarak sağlamlaştırılması gerekiyor. Bu yapılabilirse işin yarısı başarılmış olacak. Bu sayede, sahadan sonra diplomasi masasında da Ankara’nın eli güçlenecek. Masaya konulan kilitler bu güçle kırılacak. Bölgenin akraba halklarıyla kurmaya başladığımız köprüler sağlamlaştıkça, Türkiye de istikbali ve istikrarıyla dünyanın yıldızı en çok parlayan ülkesine dönüşecek evvelallah.

        Diğer Yazılar